Tahiyyat Duası

Resulüllah S.A. efendimizin anlattıklarına devam edelim; şöyle buyurdu:

— «Cemal nimeti ile mükerrem olduğumdan dilime şöyle demek geldi:

— ET-TAHİYYATÜ LÎLLAHÎ VES-SALÂVATÜ VET-TAYYÎBA-TÜ. (Lisan ile sena, hamd ve ibadet, beden ile ibadet; mal ile ibadet ancak Allah-ü Azimüşşan'a mahsustur. Hak mabud ancak odur.)

Ben, böyle dedikten sonra, celâl ve ikram sahibi Yüce Allah şöyle buyurdu:

— ES-SELÂMÜ ALEYKE EYYÜHA'N-NEBÎYYÜ VE RAHMETUL-LAHİ VE BEREKÂTÜHU. (Selâm sana Ey Peygamber. Yani: Dünya ve âhiretin cümle azaplarından ve kötülüklerinden dehşet ve şiddetlerinden selâmette ol, ey şanlı peygamber. Allah'ın rahmeti ve bereketleri de sana..)

Bu şekilde bana has bir selâm verdi; buna karşılık şöyle dedim:

— ES-SELÂMÜ ALEYNA. VE ÂLÂ İBADlLLAH'İS-SALÎHÎN. (O selâma icabet ve kabul ettiğimizden, dünyanın ve âhiretin selâmeti bizlere olsun. Yani: Bütün peygamberlere.. Sonra, salih kullara olsun. Ki: Salih kullar Muhammed ümmetinin adıdır. Bu manaya göre:

— Selâm ümmetimin de üzerine olsun. Demektir.)

Cebrail bu sırdan haberdar oldu; bulunduğu madamdan şöyle şe-hadet etti:

— EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHU VE RESULÜH. (Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur; yine şehadet ederim ki, Muhammed onun kulu ve resulüdür.)

Bundan sonra, izzet sahibi Yüce Allah bana şöyle sordu:

— Ya Muhammed, sema ehli hangi amelin işlenmesini temenni ve arzu ederler, bilir misin?.

Şöyle dedim:

— Bilmem ey Rabbım, her şeyi sen bilirsin. Gaybleri de yine sen bilirsin.

Tekrar izzet sahibi Rabbım şöyle buyurdu:

— Ya Muhammed, mele-i âlâ hangi ameli işlemeyi arzu ve temenni eder, bilir misin?.

Şöyle dedim:

— Bilmem ey Rabbım, onu ve herşeyi ancak sen bilirsin. Çünkü sen, gaybîeri bilensin.

Bundan sonra, lütfunu, keremini, fazlını, ihsanını verip her şeyi keremi ile öğretti. Cümle ilimlere vâsıl eyledi. Tekrar sordu:

— Mele-i âlâ hangi ameli işlemek ister bilir misin?. Şöyle dedim:

— Günahlara kefaret olan ve onları kapatan amelleri, cennetteki dereceleri yükselten amellerin işlenmesini isterler.

îzzet sahibi Rabbım sordu:

— Günahlara kefaret olan ameller nedir?. Şöyle dedim:

— Soğuk günlerde soğuk sû ile abdest alıp azalarını tam yıkamak, cemaatle namaz kılmaya ayakları ile yürüyüp gitmek, bir na-ması kıldıktan sonra, öbür namazı beklemek, (yani: Vakit yaklaştı mı diyerek hazırlanmak), bu üç amel günahlara kefarettir. Her kim bu üç ameli işlerse, o kimse, hayırla ömür sürüp gider; daima hayır içinde olur. Anasından doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenir.»

Son iki cümleye verilen mana, cümîe-i hayriye olduğu düşünülerek verilen manadır. Ama inşaiye ve duâiye de olabilir; o zaman da mana şöyle olabilir:

— «Her kim bu üç ameli işlerse, rica ve niyazım odur ki, o kimse hayırla ömür sürüp geçinsin. Daima hayır içinde olsun. Anasından doğduğu günkü gibi günahlarından yana temiz pak olsun.»

Resulullah S.A.V efendimizin anlattıklarına devam edelim; şöyle buyurdu:

— «İzzet sahibi Rabbım-tekrar sordu:

- Cennette dereceleri âli kılan amel nedir?.

Şöyle dedim:

— Misafire ve halka yemek yedirmek, rasgeldiği mümine selâm vermek, gece insanlar uyurken kalkıp namaz kılmak., bu üç amel, cennette dereceleri âli kılar.

Bundan sonra, sübhan olan Yüce Hak, bana tekrar şöyle buyurdu:

— Söyle, ya Muhammed.

— Ne söyleyeyim?., ya Rabbi. Dedim, Yüce Hak şöyle buyurdu:

- Şu duayı oku: Allahım, senden iyiliklere dair amel işlemeyi, kötülükleri terki istiyorum. Bir kavme azab edeceksen, ben de onların arasındaysam, azaba uğramadan beni zatına al. »

Server-i Alem Seyyid-i Veled-i Beniâdem Resulüllah S.A.V efendimiz yakınlık makamına nail olup cemal müşahedesine erdi. izzet sahibi Rabbın kelâmını duyarak ilmelyakin derecesinden aynelyakine ulaştı Gaybî imanı şuhuda dayalı bir imana çevrildi. Sübhan olan Yüce Hak, bu mânayı Resulüllah S.A.V efendimize haber verip şöyle buyurdu:

— «Rabbından, kendisine gelene Resul iman etti.» (2/285) Burada:

— «Resul.»

Lafzından murad, Resulüllah S.A. efendimizdir. Resulüllah S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

— «Üstteki âyet-i celile üzerine şöyle dedim:

— Evet ya Rabbi, cümle inzal olunanlara iman ettim. Yüce Hak şöyle sordu:

Başka kim iman etti?. Şöyle dedim:

- - Bütün müminler şanı büyük Allah'a iman etti. (2/285) Yüce Hak tekrar sordu:

— Başka kime iman ettiler?. Şöyle dedim':

— Allah'ın meleklerine, kitaplarına ve resullerine. Allah'ın resulleri arasında hiç bir fark gözetmeyiz; cümlesini tasdik .ederiz.

Yüce Hak şöyle buyurdu:

- Müminler, inzal olunanlara ve Rabbın kitabında olan emirlere ne dediler?.

— Duyduk iman getirip itaat ettik. (2/285)

Dediler ya Rabbi.

Dedim. Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Doğru söyledim ya Muhammed, onlar benim kitabımı dinleyip emrime itaat ederler. Şimdi ne muradın varsa, iste; verilir.

Şöyle dedim:

— Rabbımız, affını mağfiretini isteriz; sonunda senin huzuruna varacağız. Af ve mağfiret ederek huzuruna pak ilet. (2/285)

Bunun üzerine Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Seni ve ümmetini bağışladım.

Sonra, Yüce Hak azamet ve celâli ile şöyle buyurdu:

— Allah, hiç bir nefse gücünden fazlasını teklif etmez; ancak gücü yettiği kadarını ona emreder. Bu meyanda, yaptığı bir iyilik olursa; kendi yararınadır. Yapacağı masiyet misilli şeyler ise., kendi zara-

rmadır. (2/286)

Bundan sonra, Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Bu gece ata (ihsan-bahşiş) gecesidir. Ya Muhammed, ne muradın varsa iste; verilsin. '

Şöyle dedim:

— Rabbımız, hata, nisyan olarak bizden vaki şeylerle bizi mua-

haze etmez. (2/286)

Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Senden ve ümmetinden hata ve nisyan olarak vaki günahları bağışladım; af ettim. Kendilerine zorla yaptırılan günahlarını da affettim.

Sonra şöyle buyurdu:

— Tekrar iste; verilecektir.

Şöyle dedim:

— Rabbımız, bizden evvel gelen ümmetlere yüklediğin ağır yükleri bize de yükleme. (2/286)

Bizim şeriatımızı sair ümmetlerin şeriatları gibi zor ve güçlü eyleme.»

Resulüllah S,A.V efendimiz şunu anlatmak istiyor: Geçmiş ümmetlerin üzerlerine yüklenen ağır amelleri bize de emretme.

O ameller: Mallarının dörtte birini zekât vermek, elbiselerine murdar bir şey bulaşınca, o bulaşık yeri kesmek, irtikâb ettikleri günahın cezasını tezden vermek ve benzeri cezalar..

Meselâ: Onlar bir günah işledikleri zaman, tayyibattan bir şey onlara helâl olduğu halde, irtikâb ettikleri günah dolayısı ile, ceza olarak o şey haram olurdu.

Sonra onlar, bir masiyet irtikâb ettikleri zaman maymun ve hınzır şekline döner değişirlerdi.

Geceleri bir günah işledikleri zaman, ya alınlarına yahut kapılarının üzerine o günahları yazılırdı. Şöyleki:

Gece bu adam bir günah işledi: bunun cezası kendisini öldürmektir.

Yahut onun cezası şunlardır: Kendisini ateşe yakmak, falan azasını kesmek..

Bu şekilde onların yaptıkları hatalar açıklanır; dolayısı ile rüsvay olurlardı.

Yine onlar, kiliselerinden başka bir yerde namaz kılamazlardı; caiz değildi.

Oruç tutacakları gece, yatsıdan sonra yemek ve ehlinin yanma varmak haramdı.

Resulüllah S.A.V efendimizin anlattıklarına devam edelim:

— «İşte, bunlar gibi cümle güçlükleri bize de yükleme. Diyerek niyaz eyledim. Bunun üzerine Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Sana ve ümmetine kolaylık ihs'an eyledim; bu güçlükleri yüklemem. Başka iste; verilsin.

Şöyle dedim:

— Rabbımız, gücümüzün yetmeyeceği şeyleri bize yükleme. (2/ 286)

(Yani: Belâları ve ağır işleri..) Şöyle buyurdu:

— Sana ve ümmetine böyle güçleri yetmeyeceği şeyleri, ağır işleri, meşakkatleri yüklemem. Başka iste; verilecektir.

Şöyle dedim:

— Bizi affet. (2/286) Şöyle buyurdu:

— Senin ve ümmetinin günahlarını affettim.

— Bizi bağışla. (2/286) Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Seni ve ümmetini mağfiret eyledim.»

Bir rivayete göre: Resulüllah S.A. efendimiz masiyetleri tek tek sarahaten anlatıp onlardan ümmeti için mağfiret dilemiştir. Her istediği için de Yüce Hak:

— Bağışladım. Buyurdu.

Resulüllah S.A. efendimiz şöj'le devam etti:

— «Sonra şöyle dedim:

— Bize merhametinle muamele eyle. (2/286)-Bunun üzerine Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Merhamet eyledim.

Daha sonra:

— Sen velimizsin, yardımcımızsın. (2/286)

Dedim; Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Cümle müminlerin velisi Allah-ü Azimüşşandır; kâfirlerin mevlâsı yoktur.

Sonra şöyle dedim:

— Küf f ar kavme karşı bize yardım eyle. (2/286)

Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Seni ve ümmetini taa, kıyamete kadar küffar kavme karşı galip ve muzaffer eyledim.

Bundan sonra, Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Habibim, bunlardan başka her ne dileğin varsa, iste; verilsin. Şöyle dedim:

— Ya Rabbi, İbrahim'i kendine halil eyledin. Musa ile, vasıtasız kelâm eyledin. Davud'a büyük bir mülk verdin; demiri onun elinde mum gibi erittin, yumuşattın; dağlan taşlan ve kuşları onun emrine müsahhar eyledin; onunla beraber teşbih eder oldular, îdris'i yüce mekâna yüselttin. Süleyman'a Öyle büyük bir mülk verdin ki, o mülk kendisinden sonra hiç kimseye lâyık ve münasip olmaz. Ve ona, insanları, cinleri, şeytanları, vahşî hayvanları, kuşlan, rüzgân müsahhar eyledin. Keza ona kuşların ve hayvanların dillerini bildirdin. isa'ya Tevrat'ı ve incil'i öğrettin. Onun duası ile, gözsüzlere göz, dertlilere derman, hastalara şifa ihsan eyledin; ölüleri dirilttin; kendisini ve anasını şeytanın mekrinden emin kılıp korudun. Bunlann mukabili olarak bana ne ihsan eylersin?.

Yüce Hak, azamet ve celâli ile şöyle buyurdu:

— Ya Muhammed, seni kendime habib ettim; ibrahim'i halil ettiğim gibi.. Allah'ın hahibi halilden daha faziletlidir.

Seni hem cemalimle müşerref ettim; hem de vasıtasız söyleştim; Musa'ya söyleştiğim gibi..

Sana Fatiha suresini ve Bakara suresinin âhirini verdim; bu ikisi benim Arş'ımın hazinelerindendi. Senden evvel gelen peygambere vermedim; sana ve senin ümmetine verdim.

Sni yer ehlinin cümlesine; cinnine, insanına, beyazına, siyahına hemen hepsine resul peygamber gönderdim. Senden evvel hiç bir peygamberi bu şekilde cümleye peygamber göndermedim.

Yerin cümlesini ümmetine temizleyici kıldım. Su bulduğunuz ve takatiniz yettiği kadar abdest alınız; gusül ediniz. Su bulamazsanız, yahut takatiniz yetmezse, guslün ve abdestin yerine teyemmüm ederek temizlenin.

Bütün yeri mescid kıldım; nerede bulunursanız, namazınızı küm, ibadetinizi yapın.

Düşmandan aldığınız ganimet mallarını sarfa ve ümmetine helâl eyledim; kullanın. Bunu, evvel gelen hiç bir peygambere ve ümmetine helâl etmedim.

Seninle düşmanın arasında bir aylık yol varken, o düşmanların kalbine korku koymak sureti ile sana yardım eyledim.

Sana dilediğine şefaat izni verdim.

Cümle kitapların seyyidi ve ulusu olan Kur'-an-ı Azimüşşan'ı sana inzal eyledim.

Senin sineni yardım; senden günahı giderdim.

Senin zikrini yükselttim; ben her nerede amlsam, sen de benimle beraber anılırsın.

Seni yetim bulup korudum ve terbiye etmedim mi? Sen yolu kaybettiğinde, sana yolu buldurmadım mı?. Seni muhtaç bulduğumda, zengin etmedim mi?. Allah-ü Taâlâ bana öyle buyurdukça ben şöyle diyordum:

— Evet ya Rabbi, bu büyük nimetlerin hepsi ile bana in'am, ihsan, lütuf ve kerem eyledin.

Sonra, Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Ümmetin arasında bir cemaat kıldım; onların kalbleri Kur'-an'ın mahalli ve karargâhıdır. (Yani: Onun ezber edilmesini kolay ederim. Onlar da Kur'an'ı ezber edip cümlesini ezbere okurlar.) Senden evvel gelen peygamberlerin ümmetleri peygamberine gelen kitabı ezber edemezlerdi; bu nimeti ancak senin ümmetine ihsan eyledim. Senin ümmetini cümle ümmetlerden hayırlı kıldım. Senin ümmetini orta ümmet, âdil ümmet kıldım-

Seni cümleden evvel yarattım. Peygamber gönderilmekte, cümlenin sonuncusu kıldım.

Seni cümle mahluka fatih, cümle enbiyaya hatim kıldım.

Sana Kevser hazvmı verdim; sana sehimler ihsan eyledim. Ki bu sehimler sekiz tanedir. Şunlardır: İslâm, hicret, cihad, namaz kılmak, zekât vermek, ramazan orucu tutmak, emr-i maruf, nehy-i münker.

Bundan sonra, şöyle sordum:

— Ya Rabbi, cümle mahluku geçtikten sonra bana bir vahşet gel di. O zaman, Ebu Bekir'in şivesi ve onun sesi gibi bir sesle şöyle dendi Ya Muhammed hele biraz dur. Yüce ALLAH tarafından rahmet yağdı-' rılmaktadır.

Bunu işitince, iki şeye hayret ettim. Biri şu ki: Ebu Bekir ben geçip daha evvel mi geldi?. İkincisi şudur ki: Benim Rabbımın nama za ihtiyacı yoktur. O halde:

— Namaz kılıyor. (Salât ediyor.) Cümlesinden murad nedir?.

Bunun üzerine Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Benim bir kimseye salât etmeye ihtiyacım yoktur. Sana inzal eylediğim kelâmımda gelen;

--- O, size salât eder; keza melekleri de.. Ta ki, sizi zulmetten nura çıkara. Müminlere karşı merhamet sahibidir. (33/43)

Âyeti oku. O kelâmımdan anlarsın ki, benden olan salattan murad: Sana ve ümmetine rahmettir.

Ya Muhammed, Ebu Bekir'in durumuna gelince., şudur: Kardeşin Musa peygamberin daima ünsiyeti asası ileydi. Bunun için Tur dağında münacaatı sırasında kendisine dehşet hali arız olunca, ona hitap edip:

— Elindeki nedir ya Musa?. Dedim; Musa bana şöyle dedi:

— Asamdır.

Bu asanın adını anınca, vahşeti ve dehşeti, münacaatın heybeti zail oldu. Bu vaziyette sen de Musa gibisin ya Muhammed. Senin ün-siyetin dünyada ve âhirette Ebu Bekir iledir. Sana dehşet ve vahşet geldiği zaman, Ebu Bekir suretinde bir melek yarattık. Onun şivesi, sesi ile sana nida ettirdik. Ta ki, onun sesini işittiğin zaman onunla ünsiyet edesin. Vahşetin ve dehşetin tamamen gide. Vahyin azameti, ilâhî heybet dilediğini istemekten seni almaya.. Hatta o ünsiyetin sebebi ile, konuşmaya liyakat hâsıl ola; dehşetin tamamen gide..

Ben azametimle zatımı acizlikten ve tüm noksanlardan tenzih ederim. Rahmetim gazabımı geçti. (Yani: Rahmet nişanlarım, gazap nişanlarımdan çok çoktur.) Dilediğini söyle, tüm hacetlerini ve muradını arz eyle.

Bundan sonra, Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Hani Cebrail'in sana arzettiği haceti?. Şöyle dedim:

— Ya Rabbi, sen bilirsin; söylemeğe hacet yok. Kerem ve ihsan

senindir.

Bunun üzerine Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Onun arzusunu kabul ettim; istediğini verdim. Kıyamet günü ümmetin sıratı geçmeyi istediği zaman, kanadını tutup kolaylıkla geçirsin. Ancak, seni ve senin ashabını seven ümmetini asan geçirsin; bunun için izin verdim.

Şöyle dedim:

— Ya Rabbi, sen benden evvel gelen ümmetlere türlü azaplar ey-ledin. Bazısının üzerine taşlar yağdırdın; helak eyledin. Bazılarını da suda boğdun. Bazılarını Cebrail'in sayhası ile helak eyledin. Bazılarını yere geçirdin. Bazılarının üzerine ateşler yağdırıp helak eyledin. Bazılarını şiddetli kasırga ile helak eyledin. Bazılarının vücutlarını hınzır ve maymun şekline çevirdin; öyte helak eyledin. Ya Rabbi, benim ümmetime benden sonra neler edeceksin?.

Merhametliler merhametlisi keremliler keremlisi âlemlerin Rabbi şanı büyük Yüce Zat, azamet ve celâli ile şöyle buyurdu:

—Onların üzerine azap .indirdim; ama senin ümmetine daima rahmet indiririm. Onları hınzır ve maymun şekline çevirdim; ama senin ümmetinin seyyiatını hasenata tebdil ederim. Onların fasıklarına tevbe ihsan eder; iyi hale çeviririm. Kötü huylardan kurtarır; iyi huylara sahip ederim. Onları anlayışızlıktan halâs eder; hallerini ilim ve kemale çeviririm. Ümmetinden her kim bana tazarru niyaz edip beni

anarak:

— Ey Rabbim. Derse.. Şanı yüce ben:

— Lebbeyk kulum, ne istiyorsan söyle; yaratayım.

Derim. Ümmetin için sana şefaat izni veririm. Seni ümmetine şefaat edici kılarım. Cümle şefaatim kabul ederim. Daha sonra şöyle buyurdu:

— Ya Muhammed, senin ümmetinin mallarım çoğaltmadım; ta ki hesapları uzun olmaya.. Ümmetinin vücutlarım büyük yaratmadım;

ta ki, dünyada yiyeceğe, içeceğe ve giyeceğe ihtiyaçları az ola. Ömürlerini uzun etmedim; ta ki, uzun ömre aldanıp kalbleri kararmaya.. Bir de, daima ölümü düşünüp ölümden sonrası için hazırlık göreler. Onlara ani ölüm vermedim; ölüm için hastalıkları sebep eyledim. Ta ki, gaflete dalıp gittikleri sırada, ani ölüme uğramayalar. Hastalık geldiği zaman, günahlarına tevbe edeler, borçlarını ödeyeler; kusurlarını ve eksiklerini tamam edeler. Vasiyetlerini de yapalar. Onları tüm ümmetlerden sonra dünyaya getirdim, ta ki kabirlerinde tutulup kalmaları az ola. Ancak ümmetler tamam oluncaya kadar duralar. Ümmet tamam olunca, da, salmalar; cennet nimeti ile kereme nail oîalar. Sübhan olan Yüce Hak, bundan sonra şöyle buyurdu:

— Ya Muhammed, senin ümmetin bazan bana muti olur; bazan da asi olurlar.

Onların bana taatları rızamladır. Benim rızamla -olan amellerini kabul ederim. İçinde bulunan kusurlarını da affedip bol ecir ihsan ederim. Ben kerimim; onlara keremimle muamele ederim. Onların isyanları benim kazamladır; o ezelî kazamla olduğu için, onların isyanlarını bağışlarım. Ben rahimim; onlara rahmetimle muamele ederim.

Sübhan olan Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Ya Muhammed, ümmetine söyle; Yüce Hak size şöyle buyurdu:

— Bir kimseyi, size in'am ihsan, iyilik ettiğinden dolayı sevecek-seniz, ben azimüşşan cümleden daha fazla sevilmeye iâyıkım. Sizi yoktan var eyleyip bu şekilde latif cisim, güzel aza ve hesaba gelmeyen türlü türlü nimetlerimle kesintisiz size in'am ve ihsan ederim. Bir an yoktur ki, o anda size yeni nimetlerim verilmeye,. Şimdi beni cümleden ziyade sevip emrime itaat, fermanıma muti ve münkad olmalısınız.

Size tekrar şöyle buyurdu:

— Sema ve yer ehlinin birinden korkacaksanız, korkulmağa ben azimüşşan cümleden daha iâyıkım. Çünkü her şeye gücüm yeteri Azabım şiddetlidir. Hiç bir kimse kaçmak, saklanmak için, yahut kendisine bir başkası sahip çıkmak sureti ile benden kaçıp kurtulmağa güçlü değildir. Durum böyle olunca, daima benden çekinip aykırı hareketten sakının.

Yüce Hak size tekrar şöyle buyurdu:

— Bir kimseden, bir şeyi isteyeceksiniz, istenmeğe ben cümleden daha iâyıkım. Çünkü, cümle hacatı kabul, cümle muradı ihsan eden ancak benim. .

Size tekrar şöyle buyurdu:

— Bir kimseye cefa ettiğinizden dolayı utanıp haya edecekseniz, benden utanın utanılmaya cümleden daha iâyıkım. Çünkü, sizi yoktan var ettim. Bu ana kadar size çeşit çeşit nimetlerle in'am ve f asan ettim. Türlü belâlardan da halâs ettim. Ben bunu yaparken, siz üstün emirlerimi terk edip yasak ettiklerimi irtikâb edersiniz. Durum böyle olunca, benden utanın; yasak ettiğim işlerden kaçının. Emirlerimi yerine getirin.

Size tekrar şöyle buyurdu:

— Bir kimseyi nefsiniz ve malınız için seçip tercih edecekseniz, seçilip tercih edilmeğe ben cümleden daha lâyıkım. Çünkü, halikınız, razikınız ve mabudunuz ancak ben azimüşşanım. Durum böyle olunca, malen ve bedenen daima bana kulluk ve ibadette olun.

işte., bütün bunları sizin için:

— Ümmetine tebliğ et.

Diyerek bana emir buyurdu. Ayrıca Hak Taâlâ ümmetimden şikâyet etti. O şikâyet ettiği şeylerden birini şöyle anlattı:

— Ben, onlardan peşin amel istemem; her ameli vakti vaktine isterim. Onlara gelince, rızıklarmı benden peşin isterler. Hatta nice yıllık nzıklarını ihsan etmiş iken, ona kanaat etmeyip onu yiyecek bitirecek kadar ömürleri olduğunu bilmezler. Hal böyle îken, yine dünyaya karşı haris olup:

— Geçinecek şeyim yoktur.

Diyerek sızlanırlar; daha fazlasını talep ederler. Acaba uçan kuşları görmezler mi?. Kışlarda bütün âlemi kar bürümüş iken, sahrada yaşayan kuşlar sabah olunca yuvasından kursağı boş olarak çıkar; akşam yuvasına döndüğü zaman kursağı doludur. Ümmetin bunu görüp ibret almaz mı? Bütün çevre kar dolu ve hiç bir kara yer yok iken onlara rızıklarmı veren bizim de rızkımızı ihsan eder, diye neden ümmetin rızıklarına olan tekeffülüme itimad etmezler.

ikinci bir şikâyeti için de şöyle buyurdu:

— Ben, onların rızıklarmı başkasına vermem; halbuki onlar başkasına amel işlerler. (Yani: Riyakârlık edip gösteriş yaparlar.)

Üçüncü şikâyeti için şöyle buyurdu:

— Onlar benim rızkımı yerler; benden başkasına şükür ederler. Meselâ:

— Bağımdan bu kadar üzüm hâsıl oldu; tarlamdan şu kadar mahsûl hâsıl oldu; ticaretimden şu kadar kazanç elde ettim.

Derler. Halbuki, o üzümü bitiren, mahsulü veren, ticaretten fayda ihsan eden benim. Niçin beni anıp:

— Bağımdan şu kadar üzüm, şu kadar mahsul, ticaretimden şu kadar fayda ihsan eyledi.

Demezler?. Nedendir bu gafletleri, utanmazlar mı?. Dördüncü şikâyeti için şöyle buyurdu:

— Cümle izzet bendendir. Dünyada kabirde ve âhirette cümle izzeti veren ben azimüşşanım. Halbuki onlar izzeti başkasıler. Yani:

— Bir mansıp sahibi olaydım, malım çok olaydı. Diyerek, izzeti maldan ve makamdan talep ederler. Halbuki onlâr

fanidir. Ölüm geldiği zaman, hiç biri ile bağlantı kalmaz.: Böyle izzet mi olur?. Onlar bana itaat etsinler, ben onları iki cihanda ,aziz ve muhterem ederim.

Beşinci şikâyet olarak şöyle buyurdu:

— Ben, cehennemi kâfirler için yarattım. Halbuki onlar, daima kendilerini ceheneme atacak işleri yaparlar.

Bu şikâyeti üzerine şöyle dedim:

— Ya Rabbi, kelâmın haktır. Ümmetim bu buyurduklarının hepsini irtikâp ederler. Sen azimüşşan ayıpları örten ve günahları bağışlayan Gani Kerim ve Rauf ve Rahim'sin. Sırf lütuf ve inayetinle onların suçlarını affet. Ayıplarını ört. Cürüm ve günahlarını fazlınla, ihsanınla bağışla. Geniş rahmetinle onları, çeşitli bahşiş, kerem, nimet ve lütuflarınla rahmetine nail edip cennetine ulaştır.

Bu niyazım üzerine Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Ya Muhammed, eğer ümmetin günah işlemez olsaydı; günah işleyen bir ümmet yaratırdım. Ta ki, onları af ve mağfiret edip affedici bağışlayıcı olduğumu aşikâr edeyim.

Ya Muhammed, sen benim habibimsin, kulumsun. Cümle mahluku senin için yarattım. Ümmetin günahları için rahmet denizimi hazırladım.

Ya Muhammed, sen üstün şanına, yüce makamına nazar eyle. Seni cemalimle, müşerref ve mükerrem eyledim. Vasıtasız olarak, seninle benim aramda tercüman olmadan seni kelâmımla mükerrem eyledim. Senin için makbul olanlar benim için de makbuldür. Senin için merdud olanlar, benim için de merdududdur.

Sonra şöyle buyurdu:

— Hakikat şu ki, sen cennete cümle enbiyadan evvel gireceksin. Sen cennete girmeyince, hiç bir peygamber girmez. Ümmetin ise, cümle ümmetlerden evvel cennete girecektir. Ümmtin cennete girmedikçe, hiç bir ümmet cennete giremez.

Sonra şöyle buyurdu:

— Ya Muhammed, sen cümle ümmetten ümidini kes; çünkü onların ellerinde bir şey yoktur. Daima sohbetin benimle olsun. Çünkü, dönüşün banadır. Kalbini dünyaya bağlayıcı olma. Çünkü, be"n seni dünya için yaratmadım.

Sonra şöyle buyurdu:

— Ya Muhammed, senin ümmetinden üç bölüğün bir bölüğünü sana bağışladım. Baki kalan bir bölüğünü de kıyamette bağışlarım. Ta ki, benim katımda, senin kadrin ve kıymetin mahşer günü cümle mahluka açık görüne..

Bundan sonra, Yüce Hak bana nice büyük işlerin hükmünü verdi. Ama o işleri size haber vermeğe izin vermedi.

Ümmetime bir gün ve bir gecede elli vakit namaz kılmak ve cenabetten sonra, yedi kere gusül etmek, elbiseye necaset bulaştığı zaman yedi kere yıkamak farz kılındı. Yüce Hak, bunları emir buyur-düğü zaman,"şöyle emretti:

— Bunları, ümmetine benim namıma tebliğ et. Ben, şöyle dedim:

— Ya Rabbi, her yoldan dönen, cemaatına bir hediye götürür; ümmetime bir hediye ihsan eyle, götüreyim.

Bunun üzerine, sübhan olan Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Ümmetine tuhfenin biri şudur: Onlar dünyada oldukları süre, onların yardımcısı benim. Belâlardan ve günahlardan korurum. Hayır işlere muvaffak ederim. Çeşitli nimetlerimi ihsan ederim. Dua ettikleri zaman, dualarını kabul ederim; korktuklarından kurtarır, muradlarmı da ihsan ederim.

Ümmetine tuhfenin (hediyenin) biri de şudur: Ömürlerinin sonü geldiği zaman, onların yardımcıları benim. Şeytanın mekrinden korurum. Cennetle müjdeler, oradaki makamlarını gösteririm. Son nefeslerini vermeyi kolay ederim; âhirete iman selâmeti ile göçürürüm.

Ümmetine olan tuhfenin biri de şudur: Onlar kabirlerine girdikleri zaman, yardımcıları ancak benim. Kabir karanlığından ve darlığından onları halâs ederim. Kabirlerim nurlandırır, geniş ederim. Münker Nekirin suallerine cevap vermeyi kolay ederim. Kabirlerini de cennet bahçelerinden bir bahçe ederim.

Ümmetine olan hediyenin biri de şudur: Onlar kabirlerinden kalktıkları zaman, onların yardımcıları ancak benim. Yüz aklığı ile kaldırıp cennet hülleleri giydiririm. Bineklerine bindirir; çevrelerindeki meleklerle izzet ikram ederek mahşere getiririm. Mahşerin dehşetinden emin ederim. Senin sancağın altına koyar; havzından içiririm. Arşın gölgesi altında in'am eylediğim nebiler, resuller, sıddıklar, şehid-ler, salihler ile hemdem ve refik ederim. Çeşitli cennet nimetleri ile nimete erdirdikten sonra, kitaplarını sağ ellerine ihsan ederim. Hesaplarını kolay, mizanlarım ağır ederim. Sıratı kolay ve selâmet ile geçirip fazilet lütuf ile üstün cennetime koyarım.»

Habib-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Muhammed S.A.V hürmetine ihsan olunan bu tuhfelerin cümlesi ile; Allah-ü Taâlâ bizleri mesrur eylesin.

Amin! Ey âlemlerin Rabbı, ey merhametliler merhametlisi...

Resulüllah S.A.V efendimizin anlattıklarına devam edelim; şöyle buyurdu:

—«Sübhan olan Yüce Hak şöyle buyurdu:

— Ya Muhammed, benim katımda sen, cümle yaratılmışlardan daha kereme nailsin. Kıyamet günü sana o kadar ikram edeceğim ki, cümle âlem hayret içinde kalacak.

Ya Muhammed, ister misin ki, ümmetin için neler hazırladığımı göresin.

— İsterim ya Rabbi. Dedim, şöyle buyurdu:

— Kulum elçim eminim Cebrail sana göstersin.

Oradan döner dönmez, refret göründü. Refretin üzerine oturdum; beni aşağı götürdü. Sidre-i Müntaha'ya kadar indim. Beni orada Cebrail karşıladı; şöyle dedi:

— Sana müjde ya Resulellah. Sen cümle mahlukun hayırlısı ve cümle nebilerin ve resullerin seçilmiş çıkarılmışısın. Yüce Hak, mahlukattan birine, nebilerden resullerden birine, .mukarreb meleklerden birine etmediği tahiyyeti ve tazimi yaptı.

14 yorum:

Adsız dedi ki...

abi sağol ama duanın tamamını bir yere anlamını bir yere koysaydın çok iyi olurdu yinede teşekkürler

halime dedi ki...

çok teşekkür ederim gerçekten çok güzel açıklanmış emeğiniz için sağ olun

Adsız dedi ki...

çok teşekkürler çok güzel

Adsız dedi ki...

ÇOK KARIŞIK AMA TEŞEKKÜRLER

Adsız dedi ki...

çok guzel ama duayı ayrı yerde koysaydınız çok ii olurdu yanii...

Adsız dedi ki...

çok güzel

Adsız dedi ki...

güzel

Adsız dedi ki...

Allah razı losun.Nizim gibi aciz kullarını da lütfedip cennetine almayı bizlere göstersin.Resulullah(S.A.V.)Efendimiz'in yanında olmayı nasip eylesin...AMİn....

Adsız dedi ki...

bence çok uzundu

bademgoz dedi ki...

Bunlara kim şahit olmuş, bu çok mönemli bilgileri de verirseniz yazılanlar hurafe olmaktan çıkar.
Yoksa iman aşkı ile uydurulmuş hale gelir.
Saygılarımla.

Adsız dedi ki...

allah razı olsun sessiz bi şekilde okudunmu insanın aşık olur gibi güzel hisler geliyor kalbine bu his cuma namazındada oluyo hep karışık falan değildi gayet açıklamalıydı yeniden teşekür

Adsız dedi ki...

yahu anlaminin buraya duanin baska yere konulmasi neye yarar?
Sadece duayi ezberlemeye arar kanimca. "Arzu eden de anlamina baksin" dusuncesi yatiyor bunun alitnda da.

Sadece duayi ezberleyen ve olayin nasil cereyan ettigini bilmeyenlerin sadece duayi incelerek "esselamu aleyk" (selam uzerine olsun) seklinde baslayan Allah'a ait peygambere hitaben sarfedilmis sozleri sanki biz namazda kendimiz peygambere selam ediyormusuz gibi yorumlayip namazdaki bu hitabin sirk olarak yorumluyorlar...
Bu nedenle yaptigimiz dualarin hem manalarini hem de varsa arka planda yatan olayin cereyan edis bicimini bilmekte fayda var.

Adsız dedi ki...

bence cok güzeldi gözümden sip sip yas akti... cok duygulandim allah bizi seytanin serrinden korusun... Resulullah Efendimizin salih kullarindan eylesin, insaallah

Adsız dedi ki...

Basit bir soru ile başlamak istiyorum. Sevdiğine mi güvenirsin? inandığına mı? Bana göre cevap "inandığıma" Güvenirim. O halde önce İnanacaksın (iman edeceksin) neye diye sormaya gerek varmı. Lehül mülk, ve lehül hamd, (Mülk onundur. Hamd onadır.) ve devamında kelimei tevhid gelir. Allahtan başka Allah yoktur. Muhammed allahın resulüdür. Hayata bakış açını bu esaslara göre düzenlersen Adalet, Merhamet iyilik, gerisini hiç düşünme