Ramazan Sokağı Semerkand TV de

Bir İftar Kuşağı Dizisi


Ramazan ayında dini yayınlar artıyor ve çoğu televizyon kanalı iftar ve sahur kuşağı oluşturuyor. Bazı diziler ve programlar da Ramazan’a özel olarak hazırlanıyor. Bütün bu hareketliliğe rağmen sabır, niyet, tövbe gibi dini konuları işleyen bir iftar kuşağı dizisi ilk defa bu yıl Ramazan Sokağı adıyla Semerkand TV’de karşımıza çıkıyor.

http://www.ramazansokagi.com/



ENVARÜ’L - ÂSIKÎN [HAK ÂSIKLARININ NURLARI]

Envarül-Aşıkin
ENVARÜ’L - ÂSIKÎN [HAK ÂSIKLARININ NURLARI]

Yazıcıoglu Ahmed Bîcan, 15. yüzyılda yasayan Türk âlim, mutasavvıf, mütercim ve yazarlarındandır. Yazıcıoglu, Yazıcızâde veya nadiren Ibnü’l-Kâtib (Ahmed) denilmekle beraber daha çok Bîcan lakabıyla meshur olmustur. Yazıcıoglu Ahmed Bîcan’ın en ünlü eseri Envârü’l-Âsıkîn ise basta Anadolu cografyası olmak üzere bütün Osmanlı topraklarında en çok okunan ve sevilen eserler arasına girmistir. Kitap, Allah yolunda sey-rü sülûk etmek isteyen dervislerin yol haritası niteligindedir. Allah Teâlâ’nın ilk yarattıgı sey olan Kâinatın Efendisi’nin [sallallahu aleyhi vesellem] nurundan itibaren bütün yaratılıs merhalelerinden, Kur’ân-ı Kerîm’de ismi zikredilen peygamberlerin kıssa ve sözlerinden, bazı evliyaların menkıbelerinden bahseden eser cen¬net halkının ele alındıgı bölümle sona erer.

Yazıcıoglu, kitabın içeriginden okuyucuya seslenerek söyle bahseder: Ey ilâhî sırların tâlibi! Bu kitap hadis-i kudsîden, mukaddes vahiylerden, sırr-ı sübhânîden, sırların bilgisinden ve nur-ı rabbânîden olusmaktadır. Allah Teâlâ’nın nurların nurundan bana lutfettigi basarı sayesinde, kudsî hadisleri ve sözleri bir araya getirdim.

http://www.semerkandpazarlama.com/Envarul-Asikin,PR-3678.html

Zamanın sahibi

Zamanın sahibini hiç merak ettinmi bu kadar evliya gelmiş hep söylüyorlar menkıbelerinden bahsediyorlar evliyalar bu zamanda da var evliyalar sadece mezarda değil kardeşim hiç aklını kullanamazmısın? Zamanın sahibi Adıyaman
Menzil'de arayın bulacaksınız!

Aşk

Aşkı bilen söylemez, söyleyen bilmez.

İhlas

Fakir bir genç vardı. Büyük sûfi Ebu Said Harraz k.s. hazretlerinin meclisinden ayrılmaz, onun isteklerini yerine getirmeye çalışır, fakirlere hizmet eder, koşturur dururdu.
Bir gün Ebu Said Harraz hazretleri işlerde ihlâstan bahsetti. Fakir genç bu sözlerin kendisine söylendiğini sandı, incindi, hizmeti terk etti. Gencin işleri bırakması Ebu Said Harraz hazretlerine dokundu, gence sordu:
– Ey oğul, kardeşlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için koşturuyordun, sonra bırakıverdin. Sebebi nedir?
Genç dedi ki:
– Efendim, siz ihlâs hakkında bazı şeyler anlattınız. Ben de işlerime gösteriş karışmasından korktuğum için yaptığım işleri bıraktım.
Bunun üzerine Ebu Said Harraz k.s. şöyle buyurdu:
– Evlat, gafil olma, dikkat et! İhlâs kaygısı, yapılan işleri engellemez. Akıllı kimse de ihlâs korkusuyla amellerini terk etmez. Çünkü o zaman hem ihlâsı hem de ameli kaybetmiş olur. Ben sana yaptığın işleri terk et demedim, işlerinde ihlâslı ol, dedim. Fakat görüyorum ki ihlâsı ararken salih amellerden geri kaldın, bu durumun bize zararı dokundu. Sen yapmakta olduğun hizmetlere devam et ama işlerinde de Allah için ihlâslı ol.

Kaynak: Hâl Dili, Semerkand Dergisi, Ocak 2011, (Ebû Tâlib Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, 2/315)
www.menzil.net

Gel Tövbe Et

Bir gün Seyda hazretlerinin (k.s.) meclisinde bir zatla tanıştık. O zat şöyle anlattı: “Ben 55 yaşındayım. İslam adına iki şey biliyorum: Birisi, Allahu Ekber, diğeri Bismillah. Hayatta işlemediğim günah kalmadı. Maddi yönden durumum çok iyi, ama hayattan hiç tad alamıyorum. Hind fakirlerine gitmeyi düşünüyordum. Bu zatı duydum, yanına geldim. Ben de insanlar gibi gülmek, eğlenmek istiyorum. Ruhi sıkıntıdan dolayı perişan haldeyim.”
Daha sonra bu adamı Seyda hazretlerinin (k.s.) huzuruna çıkardılar. Seyda hazretleri ona: “Tevbe et, Allah her şeye kadirdir.” dedi.
O da tevbe etti. Akabinde namaza başladı ve üç ay içerisinde genel manada haramı helali öğrendi.
O zat muhabbetli sofilerin meclisinden ayrılmazdı. Ona: Sen bu muhabbetli sofilerden ne fayda görüyorsun?” diye soruldu. O şöyle cevap verdi: “Onların muhabbetleri, hareketleri, onlarla bulunmam sebebiyle benim kalbime ilahi aşk ve muhabbet geliyor”.
Bu zat Allah’ın rahmeti, evliyanın nazarı, sofilerin muhabbeti olmasa idi ne ile namazına başlayıp istikâmet sağlardı.
Kaynak: Dr. A. Salahaddin Kınacı, Seyda Hazretleri’nin Hayatı
www.menzil.net

Zaman


Zaman çok çabuk geçiyor. Daha birkaç ay öncesi gibi -ı şerifi uğurlayışımız… Sonra kurban bayramı daha dün gibi. Döndük dolaştık, yine mübarek üç aylara geldik. Receb-i şerif bereketiyle geldi. Bereketli yaz mevsimiyle birlikte geldi.
Biz hiç farkında olmasak da akıp gidiyor zaman. Ömrümüz hızla tükeniyor. Öyleyse bu mübarek aylar kendimizi hesaba çekmenin zamanıdır. Kendimizi derleyip toparlamanın zamanı…
Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. buyuruyor ki:
“Beş şey gelmeden önce şu beş şeyin kıymetini bil: İhtiyarlık gelmeden gençliğin, hastalık gelmeden sağlığın, fakirlik gelmeden zenginliğin, meşguliyet gelmeden boş vaktin, ölüm gelmeden hayatın…” (Buharî, Edeb, 22)
Yine buyuruyor:
“Bütün hayatınız boyunca hayrın peşinde olun. Rabbinizin rahmet rüzgârlarının peşine düşün, onlardan istifade etmeye bakın. Çünkü Allah’ın rahmet rüzgârları eser. İsteyen kullar ondan istifade eder. Allah’tan ayıplarınızı örtmesini, sizi korkularınızdan emin kılmasını isteyin!” (Ali el-Müttaki; Beyhakî)
. . .
Mübarek  oruç aylarıdır. Farz olan ramazan-ı şerif orucu bir yana, recep ve şaban-ı şerif ayları nafile oruç ile bereketleneceğimiz aylardır. Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. mübarek  geldiğinde şöyle dua etmiştir:
“Allahım! Recep ve şabanı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi ramazana ulaştır.” (Ahmed b. Hanbel; Süyûtî; Heysemî)
Evliyaullahtan Zünnun-ı Mısrî hazretleri de şu güzel sözüyle üç aylar hakkında bize yol gösteriyor:
“Recep ekme ayıdır, şaban sulama, ramazan ise hasat ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer, ne yaparsa onun karşılığını bulur. Bir kimse ekimi bırakırsa hasat zamanı pişmanlık yaşayanlardan olur.”
Üç aylarda oruç tutmaya gayret etmemiz lazım. Bol bol Kur’an-ı Kerim’i okumamız,  etmemiz lazım. Gücümüz yettiğince  vermek, hayır işleriyle meşgul olmak ise Rabbimizin rızasını kazanmak için son derece önemli.
. . .
Okullar tatile giriyor. Bu yaz tatilini çocuklarımız için güzel bir fırsata çevirmenin yollarını aramamız gerekir. Yaz aylarında camilerimizde, Kur’an kurslarımızda, çeşitli vakıf ve derneklerin gençlik merkezlerinde Kur’an-ı Kerim eğitimi veriliyor.
Sürekli çocuklarımıza iyi bir gelecek hazırlamaktan bahsederiz. Onların istikbaline dair tedirginlik yaşar, endişeleniriz. Bütün bu dünyalık endişelerin yanında onların ebedi hayatına, ahiret istikbaline dair ne düşünüyoruz, neler planlıyoruz, düşünmemiz gerekiyor.
Ebeveyn olarak çocuklarımıza dinimizi öğretmek, öğrenmelerine vesile olmak en temel vazifemiz. Unutmayalım, çocuklarımızın bizim üzerimizdeki hakkı bu.
Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. buyurur ki:
“Kim Kur’an-ı Kerim’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı on sevaptır. Ben, ‘elif lâm mîm’ bir harftir demiyorum. Elif bir harftir, lâm bir harftir, mim de bir harftir.” (Tirmizî)
Ebu Hüreyre r.a. da şöyle buyurmuştur:
“Herhangi bir evde Kur’an okunursa, şüphesiz o ev aile efradı için genişler, hayrı çoğalır, oraya melekler dolar ve şeytanlar kaçar. Kur’an okunmayan ev, aile efradı üzerine daralır, hayrı azalır, melekler oradan çıkıp şeytanlar dolar.”
. . .
Yaz mevsimi geldi. Okullar tatile giriyor. Büyük ekseriyet tatil hakkını yaz aylarında kullanıyor. Her işimizi, her anımızı olduğu gibi, tatilimizi de hayra dönüştürme gayretinde olmalıyız.
Sıla-i rahim, Cenab-ı Mevlâ’nın bizlere yüklediği bir mükellefiyet olduğu kadar bir lütfu da. Çalacak bir kapımızın, arayacak bir büyüğümüzün, dertleşecek yakınlarımızın olması ne büyük rahmet!
Sıla-i rahimde öncelik anne ve babamızda. Onların hizmetini görmek, Allah’a kulluktan sonraki ilk vazifemiz. Haklı bile olsak onları hiçbir şekilde incitemeyiz, bir şikayet ve yakınma olarak ‘öf’ bile diyemeyiz. Bu, Yüce Rabbimiz’in Mukaddes Kitabımız’da hepimize verdiği bir emirdir. Anne-babamız için Rabbimiz bize şöyle buyuruyor:
“Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: ‘Ey Rabbim! Beni küçükken koruyup büyüttükleri gibi, sen de onlara şefkat ve  et!’ diyerek dua et.” (İsra, 24)
Anne-babadan sonra yakın akrabalarla ilgili vazifelerimiz geliyor. Geçinemeyen akrabanın ihtiyaçlarını karşılamak, imkanımız varsa mecburi bir görev. Biz de muhtaç bir hale düşersek, yakından uzağa doğru maddi durumu müsait olan akrabalarımızın da bizim ihtiyaçlarımızı karşılamaları mecburi.
Dinimizin öngördüğü bu zorunluluk, anne-baba ve çocuklar gibi en yakın akrabadan başlar, aralarında evlenme yasağı bulunan bütün akrabaları içine alır. Kardeşler, kardeş çocukları, amcalar, halalar, dayılar, teyzeler… birbirlerine karşı hukuken sorumludurlar.
Mesela amcamız, dayımız veya teyzemiz muhtaç duruma düşse ve imkan sahibi olan en yakın akrabası biz olursak, onun aylık geçimini temin etmek zorundayız. Biz muhtaç duruma düşersek, onlar da bizim ihtiyaçlarımızı karşılamak mecburiyetindeler.
Öncelikle yükümlülüğümüzün farkına varmamız gerekir. Muhtaç durumda değilseler bile, küçücük bir hediye ile de olsa ziyaret etmek, hal ve hatırlarını sormak İslâmî ve insanî görevimiz.
. . .
Zaman geçtikçe ömür sermayesinin de azaldığını unutmamak gerekir. Vaktimizi, sermayemizi hayra dönüştürme çabası müslüman hayatın başlıca gayesidir.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…
S.Mübarek EROL

http://semerkanddergisi.com/zaman-rahmet-mevsiminde-akarken/